21 Kasım 2010 Pazar

İBRANİ ALFABESİ VE SEFEROİT


Alfabenin kullanılmaya başlanması, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu keşifle, söz kayda geçirilmiştir. M.Ö 15. yüz yıl dolaylarında Mısır, Asur-Babil yazı biçimi içinde gereksiz bazı unsurlar barındırırken, tüccar olan Fenikeliler yaptıkları geziler ve ticaret dolayısıyla çeşitli halklarla temas kurmuşlar ve daha kolay kullanılan bir yazı türü geliştirmişlerdir.

Yeni alfabelerini de, Arap Yarımadasından Hindistan’a kadar yaydılar. M.Ö 9. asırda bu 22 harfli alfabe, İsrail ve Yahudi kralları döneminde “PALEO-İBRANİ” denen alfabenin doğmasına neden oldu. Bir süre geçtikten sonra da bu günkü İbrani alfabesi olan köşeli yazı biçimini, Nebati, Arap ve Hint alfabelerinin oluşturan Arami yazısının ortaya çıkması sağlandı. Bünyesinde sadece sessiz harfleri barındıran bu 22 harfli alfabeye, ilk defa Yunanlılar, sesli harfleri eklemişlerdir. Özetle bu gün kullanılan bütün alfabeler Fenike alfabesinin torunlarıdır. Seslilerin mucidi ise Yunanlılardır.

İlginç olan bu alfabenin 22 harfinin izlediği sıranın, çoğunlukla eksiksiz olarak, diğer alfabelerde de kullanılmış olmasıdır. Bu kullanım da, sıraların değişmez oluşu, harflerin sayılar için de kullanılmasında önemli bir rol oynamıştır. Geçmiş dönemlerde insanların belli beden parçalarını belli bir sıraya koyarak sayma alışkanlıkları öyle yerleşmişti ki bu alışkanlık zaman içinde, birden beyninde soyut sayı dizisine dönüşüverdi. İnsanlar artık soyut da düşünebiliyorlardı.

Yahudiler önceleri sayıları, sayının harflerini kullanarak yazarlardı. Bu eski adet bu gün dahi çek yazarken kullanılarak, geçmişteki alışkanlık devam ettirilmektedir. Demek ki bazı davranışlarımız geçmişten gelmekte ve onlara yeni anlamlar eklenmekte veya anlamları işimize geldiği gibi değiştirilmekteyiz.

Unutmamamız gereken bir husus da Fenikelilerin iyi gemici olarak yaptıkları deniz ticaretine kazandırdıklarının yanında, Aramilerin de karada çok dolaşan ve iyi ticaret yapan kişiler olarak, Asur-Babil yazısı olan çivi yazısının yerini alan, kendi alfabelerini bütün Yakın- Doğu’ya yaymış olmalarıdır.

Arap sayı harflerine gelince karşımıza İbrani ve Yunan etkisi çıkmaktadır. Ancak harflerin sırası diğer alfabelerden farklıdır ve Araplar kendilerine ait bir sıralama yapmışlardır. Hatta Doğu Araplarının kullandığı yöntem ile Afrika Araplarının kullandığı yöntem de birbirlerinden farklıdır. Bu noktada Arap harf rakamlarıyla diğerlerini, örnek Süryani ve Aram sıralamasını, karşılaştırdığımız zaman 400’e kadar olan sayıların aynı sırada olduğunu görürüz. Bu da bize 22 harfli alfabeye, kalan altı harfin, Araplar tarafından sonradan eklendiğini göstermektedir. Bilindiği gibi Süryani ve aram alfabeleri 22 harfliydi. Eklenen yeni harfler sayıları bine kadar götürmek için kullanılmıştır.

Başka enteresan bir örnek de, Mısır’da bulunan Arapların Arapça olarak yazdığı bazı belgelerin sayımlarının Yunanca harflerle belirtilmiş olmasıdır. İlk belgenin tarihi ise M.S 862 tarihini taşır. Başka bir örnek de 9. yüz yılda yazılmış olan Arapça bir İncilin ayetlerinin Yunan harfleriyle numaralanmış olmasıdır. Zaten Arap harflerinin kullanımı 7. yüz yılın sonunda ve asıl 8. yüz yılın başında kullanılmaya başlanmıştır. Araplar, daha önceleri 22 harfli Aram alfabesi kullanıyorlardı. Bütün bunlar da bize, Arapların Yunan, Yahudi ve erken Hıristiyanların etkisinde kaldıklarını ve Samilerin 22 alfabesine harfler ekleyerek 28 sessiz harfli, kendi alfabelerini 8. yüz yılda geliştirdiklerini göstermektedir.

Araplar herkesin harf sayılarını kolayca öğrenebilmeleri ve akılda tutmaları için oluşturdukları “EBECED” denen “ABCE” sıralamasını yaratmışlardır. Farklı seslerle Ebcet, Ebucad, Ebuced gibi kullanım şekilleri de bulunmaktadır. Aslında her harfin bir sayıyı karşıladığı sekiz kelimeden kurulu büyüsel işlemlerde kullanılan bir hesap dizgesidir.

Değişik adlarla bu öbeklenme, bin sayısına kadar uzanmaktadır. Bütün bu sayı ve harflerle matematiksel büyüler yapılıyordu. Araplar, ilk altı kelimenin altı şeytanın adı olduğuna inanırlar. Bazıları bunların haftanın günleri olduğunu, bazıları da Medyen’in altı kralının adı olduğunu söylerler. Ancak bütün bunlar kendilerinden önceki alfabelerden habersiz olan Arapların ortaya allıkları kendi yorumlarıdır. Eski ozanlar bu metodu kullanarak önemli olayların tarihlerini hesaplamışlardır. Zaman içinde çeşitli uygulamalar çeşitli adlar altında ve çeşitli yollar kullanılarak oluşturulmuştur.

Önemli örnekleri ise ilk defa İran’da görülmüş ve Osmanlılar zamanında da geliştirilmiştir. Bu tür yaklaşımlara “TARİH DÜŞÜRME” adı verilmiştir. Tarih düşürme, kullanılan çeşitli sanat oyunlara göre adlandırılırdı. Tarih dizgesinin bütün harfleri hesaplanarak söylenenlere “HARİH-İ TAM”, yalnız noktasız harfler hesaplanırsa “TARİH-İ MÜCEVHER” denirdi. Başka değişik uygulamalar da bulunmaktadır.

Konu ile ilgili bir örnek vermek gerekirde Sinan’ın mezarındaki tarihi belirtebiliriz. Mezar metninde “ Geçti bu demde cihan pir-i mimaran Sinan” yazısı bulunmaktadır. Yazının anlamı ise “ Sinan Hicri 996 da ( yani Miladi 1588 de) öldü.” Dür. Mezar taşına yazılmış olan bu cümleden Sinan’ın ölüm tarihini normal şekilde yani açıkça yazılmadan öğrenebilmekteyiz.

Bir parantez açıp hala tartışması süren ve ilahiyatçıların değişik görüşler ileri sürdüğü Kuran’daki bazı ayetlerin başında anlamsız harflerin yer alması ve bazılarında ise bulunmaması konusunu buraya eklemek istiyorum. Bazı ilahiyatçılara göre, ayetler toplanırken alındığı kişinin adının ilk harfleri yazılmıştır. Kuran’da yirmi dokuz surenin başında bulunan bu harflere “HURÛF-U MUKATTAÂT” “ KISALTILMIŞ HARFLER” denmektedir. Bu harflerin toplamı ise on dörttür. Bazılarına göre de, Tanrı’nın Peygamberine özel bir hitap şekli olarak kullanılmıştır! Belki de bu harfler kişilerin adlarından değil, sadece ayetlerin numaralanmasından kaynaklanıyor olabilir. Önce ayetleri numaralamaya başlanmış veya ayetler toplanırken numaralanmış olabilir.Daha sonraları da bu uygulamadan vazgeçmiş olabilirler.

Bizim için önemli olan başka bir konu da, Osmanlılar zamanında kullanılan sayılar ile yazılan yazılardır. Türklerin gizli yazı sistemlerini incelediğimizde başka hiçbir ülkede olmayan bir bollukla karşılaşıyoruz. Türklerin en büyük özelliği ise, bilebildikleri alfabelerin harflerinin hepsini birbirleriyle karıştırarak kullanmış olmalarıdır. Harfler sayılara yetmeyince de yeni harfler eklemekten kaçınmamışlardır. Bu konu oldukça karmaşık olup uzun ve derin bir tür araştırma gerekmektedir.

Askeri saymanlık konularına geçtiğimiz zaman da, alışılmamış ölçüde anlaşılması güç çizimler kullanmış olduklarını görmekteyiz. Bir örnek vermek gerekirse, dik bir çizginin üst kısmında sağ ve sola eğik ve karşılıklı değişik sayıda küçük çizgiler yerleştirerek (tüy benzeri) şekiller elde ettiler. Kullandıkları bu şekiller devamlı değişim göstermiştir. En mükemmel şifre Türk ordusu tarafından kullanıldı demek yerinde bir tanımlamadır. Çünkü Avrupalılar uzun zaman Türklerin şifreli haberleşmelerini çözmek için uğraşmışlar ve bu uğurda büyük çabalar harcamışlardır.

Ortaçağ ve sonrasında kullanılan “KRONOGRAM” sanatı ise Yahudi ve Müslüman yazılarında çok sık görülmektedir. Okunduğu zaman pek bir anlamı olmayan bir cümlenin, harflerin sayısal değerine çevrildiği an, herhangi bir zaman birimini gösterdiğini görmekteyiz.

Büyük matematikçi El Birûni, İsa’nın doğum tarihini, Mesih’in geliş tarihi ile aynı güne düşmesin diye Yahudilerin takvimlerini değiştirdiklerine değinir. Yahudilerin yaratılıştan itibaren geçen gün sayısını azaltarak, Mesih’i M.S 1024 tarihinde gelecek diye beklediklerini söylemiştir. Bu tarih Yahudi Selefki takvimi ile 1335 yılıdır. Birûni, Arap harfleriyle Arapça olarak “ MUHAMMED DÜNYAYI İNANÇSIZLIKTAN KURTARIR” kronogramını oluşturmuş ve harflerin toplamı olan 1335 sayısını ortaya çıkarmıştır. Bu örnekle açıkça görüyoruz ki biraz uğraşma sonunda harfler ve sayılar kullanılarak istediğimiz işlemi rahatlıkla yapabiliriz.

Bu tür yazı oyunları değişik alanlarda kullanılırken, sıklıkla mezar taşlarında kullanılmaya da başlanmıştır. Taşlar üzerine tarih yazma yerine, anlamlı veya anlamsız bir cümle yazarak, ölen kişinin hangi tarihte öldüğü belirtilmiştir. Dikkat edilirse, ad kullanmadan kaçınma olayı veya inancı gibi, tarih kullanılmaktan da kaçınıldığı görülmektedir. Sinan’ın mezar taşını hatırlayalım.

Örneklemek gerekirse, genelde Arap ve Yahudi yerleşim yeri olan Toledo’da ki mezar taşlarına bakmamız gerekir. Bir mezar taşında “BİR ÇİĞ DAMLASI ÜSTÜNDE BEŞ BİN” yazmaktadır. Bakıldığında hiçbir anlamı olmayan bu yazıda “BİR ÇİĞ DAMLASI” İbrani harfleriyle 83 ve devamı da eklenince İsrail takviminde 5083 ve M.S 1322-23 yılında ölmüş anlamı ortaya çıkmaktadır. Aynı yerde başka bir mezar taşında da “BABASIZ KALDIK” yazılıdır. Tarih olarak (5144 Yahudi yılı) ve miladi 1374 yıllarını belirtmektedir. Başta Osmanlılar olmak üzere bütün İslâm dünyası bu sanatı kullanmıştır.

Alfabenin harflerine sayısal değerler verilmesi yolu ile ilginç kullanımlar ortaya çıkmıştır. Aynı sayısal değerde olan kelimeler yan yana kullanılarak çeşitli büyü ve sihir özellikleri yaratılmıştır. Bir çeşit alfabetik hesap, kelimenin sayısal değeri olarak kullanılan bu metoda Yunanca “ İSOPSEPHİ”, Yahudilerce “GEMATRİ” ve Müslümanlarca da “ HESAP-ÜL- CÜMEL” adları verilmiştir. Örnek vermek gerekirse: Bazı hahamlar “ŞARAP” ve “SIR” anlamında olan “YAYIN” ve “SOD” kelimelerini yan yana getirirler “SIR ŞARAPTIR” derler bunun nedeni her iki kelimenin de sayısal değerinin aynı “70” olmasıdır. Nikhnas yarın yatsa sod. Latince kullanımı da bu anlatıma dayanır. “İN VİNO VERİTAS”. Gerçekten de sarhoş bütün sırlarını açıklar.

Bir başka örnek de “MASHİYAH” “MESİH” ve “NAHASH” “YILAN” kelimelerinin harflerinin toplam sayılarını aynı yani 358 olmasıdır. Bu iki kelime yan yana getirilir ve “ Mesih bu dünyaya gelince Şeytanla boy ölçüşecek ve onu yenecek” sonucu, sihirle yüklü düşünce dolu olan bir anlatım ortaya çıkar.

Enteresan bir örnek daha: Dünyanın, İbrani yılının başında, gündüz ve gecenin eşit olduğu bir sonbahar gününde yaratıldığını, Torah’ın ilk iki kelimesi olan “Başlangıçta (Tanrı) yarattı” değerlerinin aynı olması dolayısıyla, (1116 olması) ile bağdaşlaştırırlar. “Başlangıçta (Tanrı) yarattı”, “BERESHİT BARA” ve “ yılın başında yaratıldı”, “BEROSH HASHANAH NİBRA” cümlelerinin değeri de aynıdır. Yani 1116. Buradan yola çıkarak, yaratılışın günü ve zamanını kolayca bulduklarına inanmışlardır.

Başka bir örnek: “AHAVAH”, “Sevgi” ve “EHAD”, “Bir” kelimelerinin sayısal değerleri 13 dür. Bu iki kelime sayısal bakımdan denk olmaları yanında “Tanrı-Sevgisi” kavramının anlatımıdır da. “BİR” İsrail’in biricik tanrısıdır, sevgi ise evrenin oluşumunun temelidir. Bütün bunların yanında da iki sayının toplamı “YEHOVA” adını temsil eden 26 sayısını meydana getirmektedir. Böylelikle YEHOVA İsrail’in biricik tanrısı olur.

Sayısız enteresan örnekler içinde bir başkası: Yaradılış’ta tanrının “ İnsanı kendi imgemize göre yapalım” dediği I. Bölüm 26. ayetinde yazılmaktadır, Âdem’in Musa’dan ayıran tam 26 kuşak vardır, Sam’ın soyağacında 26 dölden söz edilmektedir ve bu soyağacında bulunan kişilerin sayısının da 26 olması dikkatleri çekmiştir. Ve de onlara göre, “Tanrı’nın Havva’yı Âdem’in kaburgasından yaratmış olduğu”, Âdem’in İbranice adı (45) ile Havva’nın adı (19) arasındaki sayısal farkında 26 olması aradaki bağı göstermektedir. Araştırılarak bulunan bu sayı benzerlikleri veya uyumları din adamlarının ilgisini çekmiş ve sonuçta din kitapları içinde saklı olan gizli bilgilere ulaştıklarına inanmaya başlamışlardır.

İşi uzatırsak, sayıların karelerinin alınması, çarpılıp bölünmeleri de Kabalacılar tarafından kullanılmıştır. Bütün bu yöntemleri Yunanlılar da daha sonraki dönemlerde biliyor ve kullanıyorlardı. Yunanlı şairler “İSOPSEPH” denen iki satırın aynı değerde olması gibi birçok yöntem kullanılmıştır. Bir yazar aynen şöyle demektedir (P.Perdrizet): “Yunanlılar harflerin sayısal değerleri üzerinde kurgulama yapmaya oldukça geç başlamışlardır. Bu uygulama Helen düşüncesine, Yahudi düşüncesiyle ilişki kurduğu zaman geçmiş olsa gerek.” Demiştir.

Yahudilerle Yunanlılar matematik hesaplara olduğu kadar, aşkın kurgulamalara da dikkati çekecek ölçüde yeteneklidirler. En batıl inançlı, doğuyu en fazla etkilemiş felsefi mezhep olan Pyhagorasçılık da zaten kendini sayı gizemciliğine vermiştir. Eski dünyanın son çağında bu gizemcilik biçimi şaşırtıcı bir yükseliş gösterir, aritmomaniye yol açar; falcılara, kâhinlere, pagan theologoi’lere esin verdi.

Bir başka örnek: “ TANRI”, “KUTSAL” ve “İYİ”, hepsinin değeri aynı olup 284 dür. Yeni Ahit’e bakıldığında İsa, Alpha ve Omega olduğunu söyleyerek kendini her şeyin başı ve sonu olarak adlandırmıştır. Çünkü Vahiy’de simgesel Tanrı adlandırması Alpha ve Omega’dır. İsa “Evrenin ve Bilginin anahtarına” ve “Uzay Zamanın Varlığına ve Bütünlüğüne karşılık gelir” Matta İnciline göre “Ruh”, vaftiz sırasında İsa’ya güvercin biçiminde görünmüştür. Yunanca “GÜVERCİN” “PERİSTERA” anlamında olduğu ve 801 değerine sahip bulunduğu ve de “ALPHA ve OMEGA” deyimindeki harflerin değerlerinin toplamı da 801 olduğundan Alpha ve Omega Hıristiyan Teslis doğmasının gizemli anlatımından en önemlilerinden biri olmuştur.

Örnekleri kısa keserek önemli bazı noktalara değinmemiz gerekmektedir. İsa’nın tarının oğlu olduğu savını desteklemek isteyen Hıristiyan gizemcileri, İşaya’nın “üzerinde tanrı’nın bulunduğu bulut” anlatımında kullandığı İbranice “AB KÂR” deyimi ile “OĞUL” demek olan “BAR” kelimesini yan yana getirmişlerdir. Çünkü ikisinin değeri de 202 dir.

Bütün bu sayı oyunları başta din yetkilileri olmak üzere birçok kişiyi etkilemiş ve bu kişiler bu oyunu sürdürüp gitmişlerdir. Bütün bu etkileşimler, ticaretin artması, toplumlar arası iletişimin yoğunlaşmasına ve pazaryerlerinde oluşan fikir alışverişleri sayesinde, taşınan malların yanında düşünceler de oradan oraya taşınıp savrulup durmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder